|
Unutulmaz filmlerin yönetmeni unutulmayacak Büyük ustaya veda
55 yıllık meslek hayatına 115 film sığdıran, çok sayıda yönetmen ve oyuncu yetiştiren Atıf Yılmaz, bugün sevenleriyle son kez buluşacak
Türk sineması yasta: Atıf Yılmaz'ı kaybettik
100'den fazla filme imza atan ve çok sayıda yönetmenin yetişmesinde pay sahibi olan usta yönetmen Atıf Yılmaz Batıbeki, yarındüzenlenecek törenle toprağa verilecek.
Haber Merkezi - Uzun süredir rahatsızlığı bulunan 80 yaşındaki usta yönetmen Atıf Yılmaz Batıbeki, dün akşam saatlerinde İstanbul'daki evinde yaşamını yitirdi. Atıf Yılmaz Batıbeki'nin cenazesi, yarın düzenlenecek törenin ardından toprağa verilecek. Batıbeki, 9 Aralık 1926 yılında Mersin'de doğdu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde okudu. 1947'de ''Tavanarası Ressamlar Topluluğu'na'' katılan usta yönetmen, 1950'de Semih Evin 'in asistanı olarak sinemaya geçti. Bir yıl sonra ''Kanlı Feryat'' filmiyle yönetmenliğe başlayan Batıbeki, özellikle köy yaşamını anlatan ve toplumsal içerikli filmlerde başarı sağladı. Filmleri yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli ödüller kazanan Batıbeki, Selvi Boylum Al Yazmalım filminin de yönetmenliğini yaptı. Sinema oyuncusu Nurhan Nur ve daha sonra da senarist Ayşe Şasa ile evlenen Atıf Yılmaz, üçüncü evliliğini Deniz Türkali ile yaptı.
100'den fazla film yönetti
Türk sinemasında 100'den fazla filme imza atan yönetmen Atıf Yılmaz Batıbeki, birçok ünlü yönetmenin yetişmesinde de pay sahibi oldu. Lise öğrenimini Mersin'de tamamlayan Batıbeki, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Güzel Sanatlar Akademisi'nin Resim Bölümü'nde eğitim gördü. Batıbeki, bir süre film eleştirmeni, ressam ve senaryo yazarı olarak çalıştıktan ve iki filmde yönetmen yardımcılığı yaptıktan sonra, 1951 yılında ilk konulu filmi ''Kanlı Feryat'' la yönetmenliğe başladı. O tarihten beri 100'den fazla filme imza atan Batıbeki'nin filmleri birçok ulusal ve uluslararası festivale katıldı ve pek çok ödül kazandı. Zeki Ökten, Yılmaz Güney, Şerif Gören, Ali Özgentürk, Halit Refiğ gibi ünlü yönetmenlerin yetişmesinde payı olan Atıf Yılmaz'a, 1991 yılında Hacettepe Üniversitesi tarafından ''Sanatta Onursal Doktora'' payesi verildi. Batıbeki'nin belli başlı bazı filmleri şunlar: Gelinin Muradı, Ah Güzel İstanbul, Bu Vatanın Çocukları, Taçsız Kral, Adak, Selvi Boylum Al Yazmalım, Dağınık Yatak, Bir Yudum Sevgi, Mine, Adı Vasfiye, Aaahh Belinda, Düş Gezginleri, Nihavend Mucize, Eğreti Gelin.
Yarın toprağa verilecek
Atıf Yılmaz Batıbeki için yarın saat 10.00'da Beyoğlu Emek Sineması'nda tören düzenlenecek. Batıbeki'nin cenazesi, Teşvikiye Camii'nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. (Cumhuriyet 06.05.2006)
| Cumhuriyet 07.05.2006 |
DÜNYADA BUGÜN
ALİ SİRMEN
Atıf Yılmaz'a Veda...
Sevgili,
Altında Samim Lütfü imzası bulunan şu satırlar, 9 Temmuz 1985 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış:
''Yeşilçam filmlerini üstünkörü izleyenler ilk bakışta, yeryüzünde sınıf düşmanlığında bu kadar ileri gitmiş bir sinema okulu daha olmadığını düşünebilirler. Gerçekten hemen tüm Yeşilçam damgalı yapıtlarda patronlar rezil, koca olarak namussuz, baba olarak gaddar, kötü, çirkin ve korkaktırlar.
Aynı şekilde 'ağa' geri zekâlı acımasız, kara yürekli, tabansız, alçak ve çirkindir. Oysa 'halk çocuğu, esas oğlan'' ise gözünü budaktan sakınmaz, zekâsı keskin, gönlü zengin, yakışıklı, güçlü kuvvetli bir yiğittir.
Kısacası yoksullar hep iyi, akıllı, haklı, yüreklidirler de tüm kötü nitelikler varsılların kişiliğinde toplanmıştır...
...Evet Yeşilçam'ın ağa ve patrona yaklaşımı Sovyet sinemasından bile daha karşıt görünür; ilk ağızda öylesine 'sınıfsal' bir tavır içindedir bu okul.
Oysa bu sorunlar, Yeşilçam'ın umurunda bile değildir. Ne o ister sorunlara böyle bir açıdan yaklaşmayı, ne de sansür izin verir böyle bir yaklaşıma...''
Yazı daha sonra, bütün bunların Yeşilçam'ın popülist ve arabesk içeriğinden kaynaklandığını söylüyordu.
***
Samim Lütfü böylesine alaycı ve acımasız bir biçimde eleştirdiği Yeşilçam ile ilgili değerlendirmesinin yanlışlığını, çok değil, birkaç ay sonra, bu yazıyı yazdığı, Sağmalcılar hapishanesi B-1 koğuşunda yaşadığı olayla anlayacaktı.
Bir cumartesi gecesi, ''Barışçılar'' yine TV'den Türk sineması programını izlemektedirler. Aralarından, Türk tiyatrosunun isim yapmış simalarından, sinemaya da bulaşmış olan biri, izledikleri filmden sonra, koca bir yuh çekip, kahkahayı patlatınca, siyaset bilimci, Prof. Gencay Şaylan , ona dönüp sorar:
- Ne gülüyorsun? Gülecek ne var? Söylesene!
- Daha ne olsun, der bizimki, baksana şuna adam hapse düştü, karısı terk etti, çocuğu bırakıp gitti, babası öldü, anası felç oldu. Eh çüş yani! Hoca üstelemesini sürdürür:
- Peki sen şimdi nerdesin?
- Burada....
- Peki karın nerede?
- Biliyorsun biz ayrıldık, o şimdi yurtdışında.
- Kızın onun yanında değil mi? Yahu senin baban ölmedi mi? Annene felç gelmedi mi?
- Hakkaten yahu! der bizim sanatçı dost.
Ali Sirmen bu dersi unutmayacak, çıktıktan sonra, Fransa'da yayımlanan ''Türk Sineması'' adlı yapıta, bu kez kendi imzasıyla, yukarıdaki olayı da anlatıp, yazdığı yazıyı şöyle noktalayacaktır:
''...Türk sinemasını uzun yıllar arabesk diye eleştirip küçümsedik, meğer arabesk olan bizim hayatımızın ta kendisiymiş...''
***
Uzun yıllar Yeşilçam diye adlandırılan Türk sinemasına yöneltilen eleştirilerde haklılık payı olmakla birlikte, yaklaşımın, koşulların bilinmemesinden doğan bir yanlışlık içerdiğini görmeliyiz.
Türk sineması, toplumumuzun gittikçe koyulaşan popülizminden, arabesk biçeminden, belki bir süre kurtulamamış olabilir.
Ama nice yoksunlukla yapılmış filmlerin bizim yaşamımızı, özlemlerimizi yansıttığını da yadsıyamayız.
Türk sineması, yapımcısından yönetmenine, senaristinden, başoyuncusundan figüranına kadar, kendini bu sanata adamış ünlü ya da isimsiz kahramanlarla doludur.
Önceki gün yitirdiğimiz Atıf Yılmaz onlardan biriydi. Nice güçlüklerle, nice olanaksızlıklarla en ağdalı Yeşilçam filmlerinden, uluslararası ödüller kazanmış olanlarına kadar yüzden fazla eser verdi, yükselen bir başarı grafiği çizerek sinemamız içindeki çok seçkin yerini alıp ''ustalar'' arasına katıldı. İnce mizahını her alanda korumuş olan, sorgulamaktan hiç kaçınmayan Atıf Yılmaz'ın yaşamımıza tuttuğu aynadaki görüntüyü beğenmiyorsak, neden kabahati aynanın karşısındaki gerçekte değil de, aynanın kendisinde aradık ki?...
Atıf Yılmaz, sevecen mizahı, yılmaz çalışkanlığı ile elli yılı aşkın bir süre, seyircinin yaşamına renk kattığına, onu güldürdüğüne ve düşündürdüğüne göre dolu dolu ve mutlu yaşadı.
Seyircileri, dostları, oyuncuları, arkadaşları bugün ona teşekkürlerini sunarak veda edecekler.
asirmen@cumhuriyet.com.tr |
Yeşilçam'la özdeşti
07/05/2006 (34 kişi okudu)
Türkan Şoray (Oyuncu) Atıf bey, benim için çok değerli bir yönetmen olmasının yanı sıra çok önemli de bir dosttu. Sinema hayatında çok önemli katkıları olduğunu biliyorum. Onu sevgiyle anmaya devam edeceğim.
Hülya Koçyiğit (Oyuncu) Türk sineması için kadın filmlerini hayatımıza sokmuş yenilikçi ve genç sanatçılara kucak açmış çok değerli bir dosttu. Acısını daima içimde taşıyacağım. Yaptığı işler onu sonsuza dek yaşatacak.
Filiz Akın (Oyuncu) Atıf Yılmaz, hep çok sevdiğim keşke birlikte daha çok iş yapabilseydik dediğim bir ağabeydi. Kendisini rahmetle anıyorum.
Cahit Berkay (Müzisyen) Hem sanatçı olarak hem de insan olarak çok özel biriydi. Benim de çok sevip saydığım bir insandı. Şu an çok üzgünüm ve ne diyeceğimi bilemiyorum.
Lale Mansur (Oyuncu) Her şeyden önce tanıdığım en genç insandı. Güzel bir hayatı oldu. Büyük bir keyifle yaşadı. Yaşamaktan her zaman çok zevk aldı. İşlerini de büyük keyifle yaptı. Birkaç hafta öncesine kadar son filmiyle ilgili endişeler taşıyordu. Sürekli ileriye dönük, bugünü ve yarını düşünen bir insandı.
Ali Poyrazoğlu (Oyuncu) Üç filminde başrol oynadım. Müthiş, dinamik, sürekli kendini yenileyen biriydi. Çağın sanatı olan sinemayla, yaşamını iç içe geçirdi. Muhteşem filmler bıraktı. Bilgili, insanın içini açan, bir ilişkiyi heycan verici hale döndüren çok sevdiğim bir arkadaşımdı.
Selim İleri (Yazar) Çok sevdiğim bir insandı. Abimdi. Hayat dolu bir insandı. Onla senaryo çalışması yaptık. Yani onla ilgili bir yığın anı kaldı bende. Ölüm işte böyle bir şey. Başka ne söylenebilir ki. O bir ustaydı. Ustaları anlatmaya gerek yoktur. Usta olduğu zaten yaptıklarıyla kanıtlanmış biriydi.
Tarık Akan (Oyuncu) Atıf Yılmaz için Türk sinemasını, Yeşilçam'ı kuran adam diyebiliriz. Yeşilçam'ın ana direklerinden bir tanesiydi. Yılmaz Güney'den Zeki Ökten'e kadar çok kaliteli yönetmenler yetiştirmiş, oyuncu yetiştirmiş biriydi. Çok önemli bir hoca ve ustaydı. Aynı zamanda ülkesine laik ve demokrat bir anlayışla bakan, modernizmi getiren, mevcut yapıyı sarsan bir yönetmendi. Hepimizin başı sağ olsun.
Leyla Özalp (Yönetmen) Bizim için her zaman çok genç ve daha çok şeyler yapacağımızı düşündüğümüz bir insandı. Kendisine yakın bütün sinemacılar da onunla birlikte daha birçok film yapacağını düşünüyordu. Son ana kadar da sinemayla ilgili çalışmalarını sürdürdü. Sinemayla ve yaşamla bağını hiçbir zaman koparmadı.
Cüneyt Arkın (Oyuncu) Onun kuşağı ve özellikle Atıf abi, Türk sinemasının temelidir. Onlar harika insanlardı. Türk sinemasını var eden bir sinemacıydı. Onun ötesinde aydındı, çok çağdaştı. Çok iyi bir dosttu. Yüreği güzelliklerle doluduydu. Bizim için büyük bir kayıp. Bir sinema savaşı mücadelesi verildi. Önde de bayrağı o taşıdı. Ben Atıf abiyle 'Battal Gazi' ve 'Köroğlu' filmiyle çalışmaya başlamıştım. Birçok film çektik birlikte. Şimdi geride büyük bir hüzün var. Onun bize bıraktıkları çok önemli. Onun hatırasını korumak ona layık olmak bizlerin görevi.
Latife Tekin (Yazar) Çok uzun zaman olmuştu Atıf abiyi görmemiştim. Ama onu hep o sevecen gülüşü ile hatırlıyacağım. 'Bir Yudum Sevgi'nin çekimleri sırasında tanışmıştık. Benim çok sevdiğim insanlardan biriydi. Çok üzgünüm.
Füsun Demirel (Oyuncu) Ben Atıf Yılmaz'la sinemaya başladım 1984 yılında. 'Bir Yudum Sevgi' filmiyle pek çok filmde beraber oldum bugüne kadar. En güzel ödüllerimi de onun filmleriyle aldım. Kendisinden bir usta olarak çok şeyler öğrendim mesleğe dair. Bir de insan olmaya dair, bu çok önemli. Gençlere çok destek verirdi. Bana da çok güvendi ve genç yaşımdaydım, destek verdi ve bu rolleri önerdi. Onun anısına da bu davranışları sürdüreceğim. Onu her zaman güzel duygularla anacağım.
Hale Soygazi (Oyuncu) Atıf Yılmaz'ın benim hayatımdaki yeri çok önemliydi. Sinemaya başladıktan epey sonra onunla üç ya da dört film çektim. Bunlar arasında 'Bir Yudum Sevgi', 'Kadının Adı Yok' da var. Hem benim filmografimde önemli yeri olan filmlere imza attı hem de bir dost, arkadaş olarak çok önemli bir yeri var. Artık Türk sinemasın da bir dönem kapandı diye bakabiliriz aslında. Yapacağı bir film vardı keşke yapabilseydi.
Erden Kıral (Yönetmen) Atıf Yılmaz, Türk sinemasının 'ağabeyi'ydi. Onun ölümüyle birlikte kültür hayatımızda bir dönem kapandı. Atıf Yılmaz herkes tarafından çok sevilen ve sayılan bir kişilikti. Ancak şöyle bir teselli buluyorum. Çok güzel bir hayatı oldu, çok güzel yaşadı, çok güzel filmler yaptı. Benim de ustamdı.
Safa Önal (Senarist) Atıf Yılmaz benim ustamdı, ağabeyimdi. Sinemaya dair pek çok şeyi Atıf Yılmaz'dan öğrendim. Dünyanın en sakin insanıydı. Her şeye rağmen gülümsemesini hatırlıyorum. Gözlüğünün altından hafif kırışmış gözleriyle ve dudağının kenarındaki sigarasıyla benim için hep yaşayacak.
Selda Alkor (Oyuncu) Bu büyük ustalar hiçbir zaman ölmüyorlar, Türk insanın, oyuncular olarak bizim kalbimizde. Atıf Yılmaz kendini ispat eden, Türkiye'deki en önemli yönetmenlerden biri. Onun gibi bir insan ve yönetmen zor yetişir. Ama inşallah gençler Atıf Yılmaz'ın yolunda, onun kadar iyi olurlar.
Deniz Türkali (A. Yılmaz'ın eşi) (Zeynep Casalini: Annem hiçbir telefona çıkmıyor. Kendisinin kederden başka söylecek bir şeyi yok.)
Barış Pirhasan (Yönetmen) Çok üzgünüm. Ne diyebilirim ki?
Ustaların 'ustasız ustası'ydı
Atıf Yılmaz'ın ölümüyle Türk sinemasında bir dönem kapandı. 55 yıllık sinema serüvenine 115 film sığdıran ve 'ustaların ustası' olarak anılan Atıf Yılmaz, Türk sinemasına çok sayıda yönetmen ve oyuncu kazandırmıştı
07/05/2006 (35 kişi okudu)
İSTANBUL - 70'ini devirmişti ve kendisini yorgun ve yaşlı hissetmiyordu. Yaşıyla ilgili sorulara, kendisini Türk sinemasının en genç yönetmeni olarak hissettiğini söyleyerek yanıtlıyordu. 1997'de kendisiyle yaptığımız söyleşide yönetmenliğe daha ne kadar devam edeceğini sormuştuk. Yanıtı netti: "İnsanı en çok dinlendiren şey sevdiği işi yapabilmesi. Sinema çok güzel bir sanat ve benim varlık nedenim. Sevdiğim işi yaptığım için kendimi hiç yorgun hissetmiyorum. Sonuna kadar devam edeceğim." Evet, önceki gece son nefesini verene kadar dediği gibi de yaptı. Son yıllarda amansız hastalık vücudunu sarmıştı ama o son filmi 'Ada' üzerine çalışıyordu. Kültür Bakanlığı'ndan destek de almıştı ve bu yaz çekecekti. Atıf Yılmaz, 92 yıllık sinema tarihine sahip Türkiye'de, aralıksız 56 yıldır ürettiği filmler ve yetiştirdiği sinemacılarla Türk sinemasının kilometre taşlarından biri oldu. Yılmaz Güney, Ertem Göreç, Nejat Saydam, Şerif Gören, Zeki Ökten, Ali Özgentürk, Ömer Kavur gibi yönetmenlerin ustası olan, kendisi de 'ustasız usta' olarak anılan Atıf Yılmaz, 'dünyanın en güzel mesleğini' yaptığını düşündüğü için, en zor koşullarda bile sinemadan hiçbir zaman kopmadı ve 80 yıllık yaşamına 115 film sığdırdı.
Okulda lakabı 'rejisör'dü Atıf Yılmaz, 1926 yılında Mersin'de doğdu. Ortaokuldayken bir arkadaşı ona 'rejisör' lakabını takmıştı. Babasının memurluğu ve maddi durumları nedeniyle İstanbul'da başladığı liseyi Adana, yine İstanbul Kabataş ve Bursa'dan sonra Mersin Lisesi'nde ancak tamamlayabildi. Edebiyat hocasının verdiği kompozisyon ödevini senaryolaştırıp hem onu pazarlamak, hem de üniversiteye girmek için İstanbul'a geldi. Güzel Sanatlar Akademisi'nin Mimarlık Bölümü'ne giremeyince Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu, ama bütün arkadaşları ve aklı akademide olduğu için öğrencisi olmadığı halde Resim Bölümü'ne devam etmeye başladı. Bir süre sonra öğrenci olmadığı anlaşılınca okula girmesi yasaklandı. Nuri İyem'den resim dersleri alarak 'Tavanarası Ressamları' sergisine katıldı. Aynı dönemde Orhan Hançerlioğlu ve arkadaşlarının çıkardığı Beş Sanat dergisine sinema ve tiyatro yazıları yazdı, film afişleri yaptı. Senaryosunu pazarlayamamıştı ama ressam ve edebiyatçı dostların yanında sinemacı dostlar da edinmeye başladı. Bunlardan birinin önerisiyle iki filmde yönetmen yardımcılığı yaptıktan sonra, senaryo yazarlığı ve yönetmenlik teklifi aldı. Hukuk Fakültesi'ni bitirip yargıç, hâkim olmaya niyeti yoktu. İyi bir ressam olamayacağını da fark edince sinemaya yöneldi. İlk yönetmenlik denemesi 'Kanlı Feryat'tan (1951) sonra, kısa sürede ticari başarı kazanan popüler romanların sinema uyarlamalarıyla piyasanın güvendiği bir yönetmen oldu. İlk önemli ve piyasa dışı filmi 'Gelinin Muradı'nın (1957) ticari başarısı ve eleştirmenlerce beğenilmesi ona çeşitli türleri deneme cesareti verdi. Kasaba gerçeğini ve kadının dünyasını en iyi yansıtan yönetmen olarak anılmasının yanı sıra, fantastik sinemanın sınırlarını zorlamış, epik sinemanın ürünlerini vermiş, töre komedisinden durum komedisine kadar her çeşit güldürüyü denemişti. Belki onun kadar türler arasında bu kadar dolaşan bir yönetmen yoktu Türk sinemasında. Onun için Yılmaz'ın sinemasını belli bir kalıba sığdırmak zor. Ama illa bir kalıba, bir tanıma sokmak gerekirse, sinema yazarı Burçak Evren'in deyimiyle "En uygun yaklaşım, onun her devrin sinemacısı olarak benimsenip türlerin dışında, akımların, eğilimlerin, yeniliklerin, modaların, kısaca 'güncel'in sinemacısı olduğu gerçeğidir." Özellikle 80 sonrasındaki filmlerinde kadın karakterler öne çıkmaya başladı. Öyle ki 'kadın filmlerinin yönetmeni' olarak anılır oldu. Fakat bunun asıl sebebi Atıf Yılmaz'ın kadınlar üzerinden Türkiye'yi anlatmayı daha uygun görmesiydi. Türk sinemasının çeşitli kriz dönemlerinden çok fazla etkilenmeden geçmiş kesintisiz 55 yıllık bir sinema yaşamı. Evet, Atıf Yılmaz, 'her devrin sinemacısı'ydı ve sinemadaki sürekliliğini 'fazla taviz vermeyen ama uyumlu, terbiyeli, saygılı bir kişiliği' olmasına bağlıyordu. (Kültür Sanat)
Atıf Yılmaz için bugün saat 10.00'da Beyoğlu Emek Sineması'nda bir tören düzenlenecek. Törenden sonra Yılmaz'ın naaşı Teşvikiye Camii'nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilecek.
Türk sinemasının özeti gibi
07/05/2006 (41 kişi okudu)
FATİH ÖZGÜVEN (Arşivi)
Atıf Yılmaz, 50'lerden bu yana tüm Türk sinemasının özeti gibidir. Onun oldukça uzun (ve bence mutlu) meslek yaşamı Türk sinemasının kıvrımlarını büklümlerini çok yakından izler. Ama belki daha da önemlisi, Atıf Yılmaz on yıllar boyunca Türkiyeli entelektüeller, Türk toplumunun kültürel nabzı ve Türkiye'de bir iş ve sanat olarak sinema arasında bir köprü görevi gördü. Filmlerine bakınca görürüz ki, her dönemde Türkiye sanat alanında olup bitenler hakkında bilgisi ve sezgisi olmuştur. Onun, sanatsal faaliyetin çeşitli alanlarından isimlerle yaptığı işbirlikleri çok önemlidir ve burada ince bir ders bile vardır; Atıf Yılmaz sineması sadece Atıf Yılmaz'ın bu sanatçılardan kendi projeleri için nasıl ve ne dereceye kadar yararlandığının değil, sanatın diğer alanlarındaki bu insanların sinema denen şeye zaman içinde nasıl tepki verdiklerinin, hafife alıp almadıklarının, gereken önemi verip vermediklerinin de sağlaması gibidir. Atıf Yılmaz, Türkiye sanat ortamındaki yaratıcı insanları usulca, sevgiyle ve sabırla sinemaya alıştırdı. Küçümsenen 'Türk filmi'nden 'Türk sineması' diye bir şeye giden yol varsa bu yolda Atıf Yılmaz'ın rolü büyüktür. Selim İleri'den Duygu Asena'ya, Latife Tekin'den Balkan Naci İslimyeli'ye, Gülsüm Karamustafa'dan Şahin Kaygun'a, bizzat el verdiği Yılmaz Güney gibi yönetmenlere kadar birçok sanatçı Atıf Yılmaz'la sinemaya bulaşmış ya da başlamışlardır. Barış Pirhasan, Ümit Ünal gibi senaryo yazarlarının üzerinde de emeği vardır. Cömert, hoşgörülü ve mütevazı biriydi. Filmleriyle ilgili hiçbir şeyi biriktirmeyecek kadar mütevazı; filmlerine mi çok inanmazdı yoksa bu ülkede kalıcılığa mı pek inancı yoktu bilmem, her şeyi kibar bir gülümsemeyle, şakacılıkla geçiştirirdi. Bu biriktirmeme huyunu anlamazdım, hatta kızardım. Ama Türk sinemasına alıştırdığı seyirci, sanatçı ve sinemacıyı düşünüyorum da, bir bildiği varmış, geriye aslında çok şey bırakmış.
Unutulmaz filmleri
Kadın Severse (1954)
Alageyik (1959)
Keşanlı Ali Destanı (1964)
Toprağın Kanı (1966)
Ah Güzel İstanbul (1966)
Yedi Kocalı Hürmüz (1971)
Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)
Adak (1979)/ Mine (1982)
Bir Yudum Sevgi (1984)
Dağınık Yatak (1985)
Adı Vasfiye (1986)
Aaahh Belinda (1986)
Asiye Nasıl Kurtulur? (1987)
Hayallerim Aşkım ve Sen (1987)
Kadının Adı Yok (1987)
Dul Bir Kadın (1988)
Arkadaşım Şeytan (1989)
Ölü Bir Deniz (1989)/ Berdel (1990) Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (1994)/ Eylül Fırtınası (1999)
Eğreti Gelin (2004) Toplam film sayısı: 115
Sadece 'Selvi Boylum' bile yeter
|
Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin 'Selvi Boylum Al Yazmalım'da.
| Atıf Yılmaz, Türk sinemasının en iyi filmi 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ı çeken yönetmen olarak hafızalarımıza kazındı
07/05/2006 (52 kişi okudu)
MURAT ÖZER (Arşivi)
Atıf Yılmaz'a dair birkaç cümle sarf etmek ne kadar zor! Onu anlatmaya çalışmak, biraz da Türk sineması tarihini deşifre etmeye benziyor; yarım yüzyılı aşan ve kesintisiz devam eden bir kariyerin ışığında... Ben, ucu bucağı olmayan deryadan yalnızca bir avuç alıp onu anlatmak istiyorum... Türk sinemasının en iyileri soruşturmalarında ilk 10'dan çıkmayan, bana göreyse Türk sinema tarihinin en iyisi 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ı çeken yönetmen Atıf Yılmaz... Aşkın ne olduğunu, ne olabileceğini, nasıl olamayacağını şiirsel bir dille anlatan bu filmi bizlerin dağarcığına yerleştirmiş bir insana saygıda kusur edilebilir mi? 'Selvi Boylum Al Yazmalım', Atıf Yılmaz'ın yönetmenlikte 25 yılı devirdiği dönemi işaret eden, yani sinemacının 'olgunluk' yıllarını tarif eden bir film. Oysa bu dönemin üzerine yaklaşık bir 30 yıl daha koyarak yoluna devam etti ve sonraki yıllarda çalışkanlığıyla birçok önemli filme daha imzasını koydu. 60 yıla yaklaşan sinema kariyeri boyunca 'önemli' yaftasını hak eden yığınla yapıt ortaya koymasına rağmen, 'Selvi Boylum Al Yazmalım'ı 'çok özel' bir yere konuşlandırmak kaçınılmaz... Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin üçlüsünün Asya, İlyas ve Cemşit karakterleriyle ruhumuzu tarifsiz dokunuşlarla kıskaca aldığı, aşkın kelimelerle anlatılamayan yapısını Ali Özgentürk'ün kusursuz senaryosunun 'coşkun bir nehir' misali açımladığı, Çetin Tunca'nın filmin görsel zenginliğini şahlandırdığı, Cahit Berkay'ın müzikal katkısını sınırlara dayadığı bir 'resital' tadında 'Selvi Boylum Al Yazmalım'. Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'dan uyarlanan bu 'yürek kabartan' film, bahsettiğimiz tüm sinemasal artıları bir araya getiren ve bunları aritmetik doğrular ışığında, herhangi bir sekmeye yer vermeden beyazperdenin büyüsüne emanet eden Atıf Yılmaz'ın işini bilen ellerinden, bakışından besleniyor, yüceliyor, giderek neredeyse 'ulaşılmaz' bir yere taşınıyor. Yönetmenin 'kadını iyi anlayan ve anlatan sinemacı' imajının zirvesi olan yapım, öykünün merkezindeki Asya karakterinin ikircikli ruh haline sadece gözleriyle bile ekstra anlamlar katan Türkan Şoray'a Taşkent Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödülü de getirmişti. Bu filmin duygusunu anlatmakta gerçekten zorlanıyorum, zira her izlediğimde (özellikle de müthiş finalini) farklı bir açıdan bakma ihtiyacı duyuyorum; birinde Asya'nın, diğerinde İlyas'ın, bir diğerinde ise Cemşit'in gözlerinden yaklaşıyorum buradaki 'hissiyat'a. Ama aşkın ne olduğunu bir türlü çözemiyorum, kafamdaki aşk imajına netlik kazandıramıyorum, aşkı soyup soğana çevirdiğimi hissediyorum; 'aşkı bilen adam' inancımı yerle bir ediyor... Atıf Yılmaz'ın bu hayattan göçüp gitmesi neyi değiştirecek? O yine Türk sinemasının en iyi filmini çeken yönetmen, o yine sinemasıyla kadınlar konusunda söylenebilecek en değerli cümleleri sarfeden insan, o yine pek çok ustanın ustası, o yine bir 'gülen adam', o yine bir büyük usta ve o yine sinemamızda silinemeyecek belki de tek imza...
'' Erdal Geniş'' |